2 Mart 2017 Perşembe

"Demokrasi, Ahlâk ve Fazilet & Darbeler ve Demokrasi" Konuşmacı: ALİ NAİLİ ERDEM "AVRASYA BİR VAKFI - ASAM", 04 Mart 2017-Cumartesi, Saat: 14.00

'DEMOKRASİ, AHLÂK VE FAZİLET'
"DARBELER VE DEMOKRASİ"
KONUŞMACI
ALİ NAİLİ ERDEM (*)
***
OTURUM BAŞKANI
1965 - 1969 YILLARI MTTB GENEL BAŞKANI
1969-1973 DÖNEMLERİ ERZURUM MİLLETVEKİLİ
RASİM CİNİSLİ

***

TARİH: 04 Mart 2017 - Cumartesi, 

SAAT: 14.00

(*) Ali Naili Erdem: 1927 İzmir, Kemalpaşa doğumlu ve Ankara Hukuk Fakültesi mezunu Avukat. 1961-1980 arası 1, 2, 3, 4 ve 5. dönem İzmir Milletvekili. Sanayi, Çalışma (iki defa) ve Millî Eğitim Bakanlığı yaptı. 1980 askeri darbesinden sonra ülkenin çeşitli İl ve İlçelerinde konferanslar verdi. Radyo ve Televizyonlarında konuşmalar yaptı.
Demokratlar Kulübü Derneği Şeref Başkanı Erdem, evli ve üç çocuk babasıdır.

22 Şubat 2017 Çarşamba

Dr. Esat KIRATLIOĞLU, Cumhurbaşkanlığı sistemini değerlendirdi

UMUR-U DEVLETTEN BİR DUAYEN KONUŞTU: "5 dönem Nevşehir Milletvekili, 1979-80 yılları Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Devlet Bakanı Dr. Esat KIRATLIOĞLU; Anayasa Değişikliği ile Referandum konusunda açıklama yaptı"

14., 16., 18., 19. ve 20 Dönemleri Nevşehir Milletvekili, 1979-80 yıllarının Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ve Devlet Bakanı Dr. Esat KIRATLIOĞLU; Anayasa Referandumu ve (Türk tipi denilen çakma başkanlık) Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hakkındaki duygu, kaygı, bilgi ve düşüncelerini 22 Şubat 2017 günü kamuoyu, basın ve halka açıkladı:
DR. ESAT KIRATLIOĞLU’NUN BASIN AÇIKLAMASI VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ HALKINA MESAJI:
“Bu konuda 62 yıllık politik geçmişi olan, uzun yıllar Parlamentoda bulunan, Bakanlıklar, Genel Başkan Yardımcılıkları, Grup Başkanvekilleri ve 13 yıl Avrupa Konseyi Parlamento üyeliği ve yüksek tahsilini ile doktorasını Avrupa'da yapan birisi olarak düşüncelerimi sunacağım.
Cumhurbaşkanlığı sisteminin içeriğine şöyle bir bakalım:
Cumhurbaşkanı ve TBMM aynı günde ve 5 yıl için seçiliyor. Başbakanlık kalkıyor.
Cumhurbaşkanlığı yardımcıları ve bakanların tayinini Cumhurbaşkanı yapıyor. Bunların milletvekili sıfatlığı yok ama milletvekili dokunulmazlığı var.
Yüksek memurlar da Cumhurbaşkanlığınca atanıyor.
Hükümetin Kanun Tasarısını verme ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkartma yetkisi kalkıyor ve bakanların Meclis’e devamına lüzum kalmıyor.
KYK çıkartma yetkisi Cumhurbaşkanına veriliyor. Bakanlar hakkında Meclis’in denetim için vereceği gensoru ve sözlü soru kakkı kaldırılıyor. Bakan ancak milletvekilinin yazılı sorusuna cevap veriyor. Adeta bakanlarla milletvekillerinin ilişkisi kesiliyor.
Hükümeti tek başına yöneten Cumhurbaşkanı ve bakanlar hakkında TBMM'nin tek denetim yetkisi var o da cumhurbaşkanı ve bakanlar hakkında 301 imza ile soruşturma isteyebiliyor, 360 oyla soruşturmaya karar veriyor, 400 oyla Yüce Divana gönderiyor. (Meclis 600 üyeli) Ayrıca Cumhurbaşkanının Meclis’i fesih yetkisi var. Cumhurbaşkanı isterse Yüce Divanı engellemek için 301 imza verildiğinde Meclis’i fesheder, kendisi de Meclis’te seçime gider.
Aslında Yüce Divan da Cumhurbaşkanının emrindedir Yüce Divan görevini de yapacak olan Anayasa Mahkemesi'nin 15 üyesinin 12’sini cumhurbaşkanı doğrudan seçiyor (eskisi gibi), 3 üyeyi Meclis basit çoğunlukla seçiyor.
Cumhurbaşkanı aynı zamanda Parti Genel Başkanıdır. Meclis’teki bu seçim de onun kontrolü altındadır. Dolayısıyla Yüce Divana gitmek için 400 imza bulmak da imkânsızdır.
Bu şartlar altında Cumhurbaşkanı ve Hükümet, TBMM'nin denetimi dışındadır. Cumhurbaşkanı sorumsuzdur. Bu durumda TBMM'nin tek yetkisi kalıyor, kanunu yapmak.
Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçim aynı gün olduğu için; kazanan Partili Cumhurbaşkanının partisi de Meclis’te çoğunlukla olacaktır.
Cumhurbaşkanı KHK’larla ülkeyi yönetecek ve Meclis’te kanun çıkararak bu kararnameleri kaldırmak zorlaşacaktır ve Cumhurbaşkanının OHAL’de çıkaracağı KHK’yı kanun çıkararak kaldıramayacaktır.
Bir Cumhurbaşkanı ikinci defa seçildikten sonra, döneminin bitmesine 1 ay kala isterse Meclis’i fesheder. Bu durumda Anayasa O’na üçüncü defa seçilme hakkı tanıyor.
HSYK 22 üyeden 13 üyeye düşürülüyor. Bunlardan  6’sını eskisi gibi Cumhurbaşkanı seçiyor, 7’sini de Cumhurbaşkanının Genel Başkanı olduğu Parti'nin Meclis'teki çoğunluğu seçiyor. Dolayısıyla bu kurul da Cumhurbaşkanının emrindedir.
HSYK Yargıtay üyelerini seçiyor ve tüm savcılar ve hakimlerin amiri oluyor. Yargıtay Başsavcısı ve vekilini Cumhurbaşkanı atıyor. 90 üyeye indirilen Danıştay'ın 3’te 1’ini Cumhurbaşkanı, 4’te 3’ünü de Cumhurbaşkanının kontrolündeki HSYK seçecek, böylece topyekun yargı da Cumhurbaşkanının kontrolünde olacak.
Bütçeyi Meclis’e Cumhurbaşkanı getirecek. Meclis kabul etmezse, Cumhurbaşkanı yeni bütçe kabul edilene kadar, bir önceki yılın rakamlarını yeniden değerlendirme oranına göre artıracak ve uygulayacak, Meclis devre dışı kalacak.
ABD ve Güney Amerika, Afrika, Asya'daki devletler başkanlık sistemini uyguluyor. ABD hariç (Cumhurbaşkanlığı sistemi ona da uymuyor) diğerlerinin tamamı, diktatörlükle yönetiliyor. Buna karşılık Avrupa'da tüm devletler ise (yarı başkanlık Fransa dâhil) parlamenter sistemi uyguluyor. Çoğu koalisyonla, hatta bazıları 2.Cihan Harbi’nden beri koalisyonla yönetiliyor. Mesela Avusturya ve büyük manada Almanya... Hiçbirisi, hatta sıkça koalisyon hükümetleri yaşayan İtalya ve Yunanistan dahil, başkanlık sistemine geçmeyi düşünmüyor. İki başlılığı da önlemişler; esas parlamenter sistem olduğu için başlarında ya yalnız temsil sıfatı bulunan kral ya da halkoylamasıyla gelse dahi, yalnız temsil sıfatı bulunan Cumhurbaşkanı vardır. İki başlılık yok, vesayet yoktur. Hepsinde de milli gelir 40 bin doların üstünde.
Türkiye 1960 ve 1980 Türkiye’si değil artık.
İhtilal koalisyonları da olmaz artık. Halk sokağa ihtilal desteklemek için değil, durdurmak için iniyor.
Türkiye’de en büyük şikâyet konusu olan iki başlılığı önlemenin demokratik çözümü şudur: "Avrupa devletleri gibi parlamenter sistemdedir ve halkoylamasıyla gelse dahi Cumhurbaşkanına yalnız temsil sıfatı vermektir. Başkanlık sistemi, Cumhurbaşkanlığı sisteminin uymadığı ABD hariç, uygulanan tüm ülkeleri diktatör yapmıştır. Bunun nesini deneyeceğiz. Bir Arap atasözü vardır der ki; tecrübe edileni tekrar deneme, pişman olursun.”

8 Şubat 2017 Çarşamba

TEVFİK İLERİ (Vefatının 52. Yılında) RAHMET, MİNNET VE ŞÜKRANLA ANILDI













Demokrat Parti Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri'nin tek oğlu, Gazeteci-Yazar, Mühendis Cahit İleri hakkın rahmetine kavuştu. (İstanbul, 08 Şubat 2017)

Demokrat Parti Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri'nin tek oğlu, Gazeteci-Yazar, Mühendis Cahit İleri hakkın rahmetine kavuştu. (İstanbul, 08 Şubat 2017)

EFSANE MİLLİ EĞİTİM BAKANI TEVFİK İLERİ’NİN TEK OĞLU CAHİT İLERİ VEFAT ETTİ

İmam Hatip okullarının kurulmasında büyük emeği geçen Demokrat Parti Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri'nin tek oğlu, Gazeteci-Yazar, Mühendis Cahit İleri hakkın rahmetine kavuştu.
Merhumun cenazesi, yarın (09 Şubat 2017 – Perşembe) günü öğle namazını müteakip kılınacak Cenaze Namazından sonra Ankara Kocatepe Camii'nden kaldırılacak ve Cebeci’de Babasının Kabri yanında toprağa verilecek.
Taziye İçin Tel: 0 312 425 95 17 ve 0 532 241 83 16

31 Ocak 2017 Salı

KİMİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIYORSUNUZ?, - Naci AKIN

KİMİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIYORSUNUZ?
Naci AKIN
Ben polemik yapmayı hiç sevmem. 
Yazılarımda başkalarının sözleri üzerinden tartışma açmaktansa, kendi fikirlerimi söylemeyi biraz da bilgilendirici olmayı tercih ederim.
Başkası ne yazmış, ne söylemiş beni pek ilgilendirmez.
Ancak bilgisizce ve hiç de gereği olmadığı bir şekilde, ülkeme, topluma, savunduğum fikirlere zarar verecek bir şekilde maksadını aşan yeni bir tartışma açan olursa da kimse kusura bakmasın altında kalmam.         
Yazılarımda ısrarla kavgayı, kutuplaşmayı, halkın kin ve nefret duygularını körükleyen söylemlere hep karşı oldum, eleştirdim.
Kavgadan rant devşirmeye kalkışanlarla hangi tarafta olursa olsun hep mücadele ettim.
Hoşgörüyü, barışı, kucaklaşmayı, fikirlere saygıyı telkin ettim.  
Önümüzde hayati bir referandum var, elbette ki herkes kanaatini söylemekte özgürdür.
Ancak bunu yaparken akım derken başka şey söylemeyeceksin, yersiz tartışmalara girerek insanları irite etmeyeceksin, kendi fikrini söylemeye çalışırken karşı tarafa hizmet edecek, onların değirmenine su taşıyacak ifadelerden kaçınacaksın.
Bunlar işin uzmanları tarafından da tavsiye ediliyor.
Şimdi gelelim haddini ve maksadını aşan yazıya.
Durup dururken, 60 yıla yakın süre önce cereyan etmiş vatan cephesi olayını açmaya, yaraları kaşımaya ne gerek vardır?
O hadise hukuksuz Yassıada mahkemelerinde de konu edilmiş, darbecilerin mahkemesi bile kimseye bu konuda ceza vermemiştir.
Üstelik 14 Mayıs 1950 de, oylarıyla tek parti, tek şef rejimini devirmiş, iktidarın kansız, darbesiz, hilesiz bir biçimde el değiştirmesini sağlamış demokratların torunları, bangır, bangır hayır derken, oyumuz namusumuzdur derken sen bu yarayı deşmekle kime hizmet ediyorsun? Yoksa sen iktidarın gizli ajanı mısın?
Sen ne bilirsin vatan cephesini, neden çıktığını, hiç okudun mu, araştırdın mı? Bilmemek ayıp değil anlatayım da öğren.
1957 seçimlerine gidilirken Demokrat Parti iktidarını milletin oylarıyla alt edemeyeceğini gören muhalefet güç birliği yapar.
Önce DP ile aynı tabana hitap eden Köylü Partisi ile Cumhuriyetçi Millet Partisi birleştirilerek CKMP adını alır. Ardından Menderes ile ters düşen Fevzi Lütfü Karaosmanoğlu ve bazı milletvekilleri CHP’nin de teşvikiyle DP’den ayrılarak Hürriyet Partisini kurarlar ve CHP ile işbirliğine giderler. Ancak kendilerine Güçbirliği Cephesi diyen, DP’lilerin ise husumet cephesi diye adlandırdığı bu işbirliği sonuç vermez.
HP Burdur dışında seçim kazanamaz. Ardından da CHP’ne iltihak eder ve muhalefet partileri Güçbirliği Cephesi adında ortak hareket etmeye seçimden sonra da devam ederler.
Yani ilk olarak cepheleşmeyi başlatan muhalefettir ve acımasızca iktidara saldırırlar, yalan ve tahrik üzerine siyaset yürütürler.
Adnan Menderes, muhalefetin cepheleşmesi üzerine 12 Ekim 1958 günü, Fevzi Lütfü Bey’in memleketi Manisa’da ilk defa Vatan Cephesi sözünü ederek şunları söyler:
“Muhalefetteki arkadaşlarımızın vatanperverliğine bugün bir defa daha huzurunuzda müracaat ederek rica ediyorum: Kin ve ihtirası desteklemekte devam etmesinler. Vatana hizmetin hangi istikamette olduğunu düşünerek muhalefetin kötü gidişine paydos desinler. Anarşiye ve nifaka paydos dedikten sonradır ki, hakiki demokrasinin ve hürriyetin güneşi bütün parlaklığı ile ortaya çıkacak, milletimizin terakki ve tealisine giden yolu daha da aydınlatacaktır”.
Menderes’in bu beyanından sonra başta Hürriyet Partisine giden eski taraftarları olmak üzere, yurdun dört bir yanından insanlar akın akın vatan cephesine kaydoldular.
Evet radyolarda okundu çünkü Ankara Radyosundan başka haber alma kaynağı olmayan vatandaşlar köylerde, kasabalarda oturup kendi isimlerinin okunmasını heyecanla bekliyorlardı.
Hatta bunun için telgraflar çekiyorlardı.
Bu telgraflardan birçoğu babama da çekilmişti ve bunlar Yassıada’da aleyhinde delil olarak kullanılmıştı, ama o hukuksuz mahkeme bile bu uyduruk suçtan ceza vermedi.
O telgraflar bugün benim elimde Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünde bulunan Yassıada dosyalarından bulup çıkardım, ibret olsun diye saklıyorum. 
Benim gençliğimde İstanbul’da Fecri Ebcioğlu, Engin Arman, İzmir’de Bülent Özveren, Ali Kocatepe, Ümit Tunçağ, canlı müzik programları yaparlar, istekte bulunanların isimlerini de tek tek okurlardı.
Fatih’ten Hümeyra, Süheyla, Kapılar’dan Pınar ve Bahar Baykal en çok okunan isimler olurdu, 40 yıldır hafızamdan çıkmamış.
Vatan cephesine katılanların da kendi isimlerini radyoda duymak istemeleri çok mu garip geliyor acaba?
Yazıyı yazan köşe yazarına da iki çift sözüm olacak.
Sen bu yazınla kimin değirmenine su taşıyorsun?
Yazıların okunuyor, kitapların satılıyor diye egon iyice şişmiş, ama bilmiyorsun ki senin yazıların sadece fanatik iktidar karşıtlarınca beğeniliyor.
Oysa bir yazar kendisi gibi düşünmeyenlerin de takdirini kazanabilmeli, ”ya aslında doğru söylüyor” dedirtebilmelidir.
Aksi halde kendin çalar kendin oynarsın, karşı taraftan bir tek kişiyi bile ikna edemezsin.
Biliyor musun?
Sen doğmadan bir yıl önce hem de İsmet Paşa Başbakan ve darbecilerin vesayeti siyasetin üstünde Demokles’in kılıcı gibi dururken senin vatan cephesi diye aşağılamaya çalıştığın insanların doğduğun şehir İzmir’deki başı Osman Kibar, İzmir halkının % 60’ının oylarıyla belediye başkanı olmuştu.
Demokrat Parti İzmir’de yeşerdi, Adalet Partisi İzmir’de kuruldu, rahmetli Mehmet Yorgancı ve Şinasi Osma merhum Gümüşpala’yı İzmir’de ikna edip partinin başına geçirdiler.
Biliyor musun?
Senin mesleğe başladığın gazetenin başyazarı, senin elinden tutup iyi bir gazeteci olman için emek veren patronunun amcası Behzat Bilgin de vatan cepheciydi.
Biliyor musun?
Senin yazılarında fikir yok, küfür var, arıyorum bir kırıntı bile bulamıyorum.
Tabi bu fanatiklerin hoşuna gidiyor, onun için okunuyorsun.
Yani sen de kutuplaşmadan nemalanıyorsun, ama sen böyle yazdıkça AKPoyunu artırıyor.
Biliyor musun?
Vatan cephesi dahil eski meseleler artık kapandı, hatasıyla, sevabıyla tarihe mal oldu, bundan sonrası artık tarihçilerin, araştırmacıların işi.
Fevzi Lütfü Bey CHP ile işbirliği yapmasının sonucunun darbeye mal olduğunu, eski arkadaşlarının idam sehpasında can verdiğini görür ve 1964 ‘de yeniden demokratların yanına AP’ye döner.
Kılıçdaroğlu bile Menderes’in anıt mezarına giderek günah çıkarttı.
CHP İzmir’de oy alıyorsa sakın kendinden ve senin gibilerden mülhem sanma.
İzmir de Ege de demokrattır, vatanseverdir, senin tabirinle vatan cephecidir, sonuna kadar da hayırcıdır.
Hem de sana ve senin gibilere rağmen.
Şunu herkes iyi bilsin ki bugün AKP’ye, CHP’ye, MHP’ye oy vermiş bile olsalar 14 Mayısta destan yazanların torunları, asla tek adamlığa geçit vermez.
Cumhuriyetten ve onun değerlerinden asla vaz geçmez.
Oyunu namusu gibi korur, kendi oyuyla gelecekteki oylarını hükümsüz kılmaz.
Sana ve senin gibilere rağmen…          
Kalın sağlıcakla…
30 Ocak 2017
Naci Akın

8 Aralık 2016 Perşembe

TBMM 18. Başkanı İSMET SEZGİN’in Cenaze Merasimi ve Defin Programı


TBMM 18. Başkanı Merhum İSMET SEZGİN’in
Cenaze Merasimi ve Defin Programı:
09 Aralık 2016 – Cuma

Saat: 11.00,                 TBMM Anma ve Uğurlama Töreni
Saat: 12.45 – 13.15     Ankara Kocatepe Camii (Cuma Namazından sonra Cenaze Namazı)
Saat: 14.00 sonrası      Devlet Mezarlığına Defin 

İSMET SEZGİN Vefat etti. Eski TBMM Başkanı ve Bakanlardan İsmet Sezgin tedavi gördüğü GATA'da 88 yaşında dünya'ya veda ederek, aramızdan ayrıldı.

İSMET ABİ, “İSMET SEZGİN” VEFAT ETTİ
Eski Meclis Başkanı ve bakanlardan İsmet Sezgin tedavi gördüğü GATA'da 88 yaşında hayata veda ederek aramızdan ayrıldı..
Eski Meclis Başkanı ve bakanlardan İsmet Sezgin 88 yaşındaydı. Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin (GATA) yoğun bakım servisinde yaklaşık bir aydır kalp yetmezliği tedavisi görüyordu. Sezgin, akşam saatlerinde septik şoka bağlı çoklu organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti.
"Türk siyasetinin 'İsmet Abi'si"
Cumhurbaşkanı  Tayyip Erdoğan, İsmet Sezgin'in vefatı dolayısıyla taziye mesajı yayımladı. 
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre Erdoğan mesajında, "Türk siyasetinin saygıdeğer isimlerinden İsmet Sezgin'in vefatını derin bir teessürle öğrendim. Meclis Başkanlığı ve bakanlık başta olmak üzere üstlendiği çeşitli görevlerde ülkemize değerli katkılarda bulunan, Türk siyasetinin 'İsmet Abi'si olarak da tanınan merhum, her zaman saygı ve sevgiyle yâd edilecektir. Merhum İsmet Sezgin'e Allah'tan rahmet niyaz ediyor, yakınlarına başsağlığı diliyorum" ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu'ndan taziye
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Sezgin'in vefatı nedeniyle bir taziye mesajı yayımladı.
"İsmi çok partili siyasi hayatla özdeşleşmiş Sezgin'in vefatının üzüntüsü içinde olduğunu" belirten Kılıçdaroğlu, "Sezgin'in 1955'te merhum Başbakan Adnan Menderes'in memleketi Aydın'dan belediye başkanı seçildiğinde henüz 27 yaşında olduğunu" hatırlattı.
"Türkiye'nin en genç belediye başkanlarından biri olarak ismini Türkiye siyasi tarihine yazdıran Sezgin'in, zaman içerisinde yalnızca mensubu olduğu Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi geleneğinin değil, siyasi karşıtlarının da 'İsmet ağabeyi' olduğunu" ifade eden Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Sezgin'in siyaset hayatımızda kazandığı bu yer, Mustafa Kemal Atatürk cumhuriyetine bağlılığı, demokrasiye olan inancı, yol arkadaşlarına gösterdiği vefa ve kullandığı uzlaştırıcı dilin sayesindedir. Demokrat Parti il yöneticiliğinden TBMM Başkanlığı'na uzanan siyasi yaşamında bakan, milletvekili ve parti genel başkanı olarak ülkesine hizmet eden Sayın İsmet Sezgin'e Allah'tan rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı dileklerimi iletiyorum."
İsmet Sezgin kimdir?
İsmet Sezgin, 1928'de Aydın'da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini tamamladıktan sonra, İzmir Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu'na girdi ve 1950'de mezun oldu. Eğitiminin ardından Denizli'de Emlak Kredi Bankası şubesinde görev aldı. Politikayla ilgisi 1952 yılında başladı. Denizli'de Demokrat Parti (DP) İl İdare Kurulu’nda yer aldı. 1955’te Aydın'dan Belediye Başkanı seçildi, bu görevinden 27 Mayıs 1960 darbesinde tutuklanması nedeniyle ayrıldı.
Tutukluluk süresinin sonunda Aydın'da Adalet Partisi’nin (AP) teşkilâtlanmasını kurdu, 1961’deki genel seçimlerde Aydın milletvekili olarak parlamentoya girdi. AP'den 12, 13, 14, 15 ve 16. dönemlerde milletvekili olarak TBMM'de yer alan Sezgin, böylece 1961'den 1980'e kadar olan süreçte aralıksız olarak AP'den Aydın milletvekili seçildi. Gençlerbirliği Spor Kulübü'nün 1966-1967 yılları arasında başkanlık görevini yürüttü. 1968'de AP Genel Başkan Yardımcılığı'na getirildi.
Süleyman Demirel'in başbakanlığı döneminde, 1969'da Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın kurulmasıyla bu göreve getirilen ilk bakan unvanına sahip oldu. 1979'da Maliye Bakanlığı görevine getirildi, 12 Eylül 1980 darbesi nedeniyle bu görevini bırakmak zorunda kaldı.
Siyasi yasakların kalkmasından sonra 1987'de Doğru Yol Partisi'ne (DYP) katılan Sezgin, 1991'de DYP'den yeniden Aydın Milletvekili seçildi. 20 Kasım 1991'de İçişleri Bakanlığı görevine geldi. Demirel'in Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından 1993'te DYP kongresinde genel başkanlığa aday oldu, kongrenin ikinci turunda adaylıktan çekildiğini açıkladı. DYP Genel Başkanlığı'na Tansu Çiller'in seçilmesinin ardından İçişleri Bakanlığı'ndan istifa etti, 1995'te TBMM Başkanlığı'na seçildi.
DYP'den 1996'da istifa eden Sezgin, 7 Ocak 1997'de Demokrat Türkiye Partisi'nin (DTP) kurucuları arasında yer aldı. 30 Haziran 1997'de Mesut Yılmaz'ın başbakanlığında kurulan 55. Hükümet'te DTP koalisyon ortağı olarak yer aldı. Sezgin, bu hükümette Milli Savunma Bakanı oldu. 11 Ocak 1999'da Bülent Ecevit'in başbakanlığında kurulan 56. Hükümet iş başına gelinceye kadar bakanlık görevine devam eden Sezgin, 1999 seçimlerinde DTP'nin Genel Başkanlığı'na seçildi. 18 Mayıs 2002'de genel başkanlıktan ayrılarak aktif politikayı bıraktı. (Kaynak: AA_Ulusal Haber & Ulusal Ajans)