demokrat parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
demokrat parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2017 Salı

KİMİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIYORSUNUZ?, - Naci AKIN

KİMİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIYORSUNUZ?
Naci AKIN
Ben polemik yapmayı hiç sevmem. 
Yazılarımda başkalarının sözleri üzerinden tartışma açmaktansa, kendi fikirlerimi söylemeyi biraz da bilgilendirici olmayı tercih ederim.
Başkası ne yazmış, ne söylemiş beni pek ilgilendirmez.
Ancak bilgisizce ve hiç de gereği olmadığı bir şekilde, ülkeme, topluma, savunduğum fikirlere zarar verecek bir şekilde maksadını aşan yeni bir tartışma açan olursa da kimse kusura bakmasın altında kalmam.         
Yazılarımda ısrarla kavgayı, kutuplaşmayı, halkın kin ve nefret duygularını körükleyen söylemlere hep karşı oldum, eleştirdim.
Kavgadan rant devşirmeye kalkışanlarla hangi tarafta olursa olsun hep mücadele ettim.
Hoşgörüyü, barışı, kucaklaşmayı, fikirlere saygıyı telkin ettim.  
Önümüzde hayati bir referandum var, elbette ki herkes kanaatini söylemekte özgürdür.
Ancak bunu yaparken akım derken başka şey söylemeyeceksin, yersiz tartışmalara girerek insanları irite etmeyeceksin, kendi fikrini söylemeye çalışırken karşı tarafa hizmet edecek, onların değirmenine su taşıyacak ifadelerden kaçınacaksın.
Bunlar işin uzmanları tarafından da tavsiye ediliyor.
Şimdi gelelim haddini ve maksadını aşan yazıya.
Durup dururken, 60 yıla yakın süre önce cereyan etmiş vatan cephesi olayını açmaya, yaraları kaşımaya ne gerek vardır?
O hadise hukuksuz Yassıada mahkemelerinde de konu edilmiş, darbecilerin mahkemesi bile kimseye bu konuda ceza vermemiştir.
Üstelik 14 Mayıs 1950 de, oylarıyla tek parti, tek şef rejimini devirmiş, iktidarın kansız, darbesiz, hilesiz bir biçimde el değiştirmesini sağlamış demokratların torunları, bangır, bangır hayır derken, oyumuz namusumuzdur derken sen bu yarayı deşmekle kime hizmet ediyorsun? Yoksa sen iktidarın gizli ajanı mısın?
Sen ne bilirsin vatan cephesini, neden çıktığını, hiç okudun mu, araştırdın mı? Bilmemek ayıp değil anlatayım da öğren.
1957 seçimlerine gidilirken Demokrat Parti iktidarını milletin oylarıyla alt edemeyeceğini gören muhalefet güç birliği yapar.
Önce DP ile aynı tabana hitap eden Köylü Partisi ile Cumhuriyetçi Millet Partisi birleştirilerek CKMP adını alır. Ardından Menderes ile ters düşen Fevzi Lütfü Karaosmanoğlu ve bazı milletvekilleri CHP’nin de teşvikiyle DP’den ayrılarak Hürriyet Partisini kurarlar ve CHP ile işbirliğine giderler. Ancak kendilerine Güçbirliği Cephesi diyen, DP’lilerin ise husumet cephesi diye adlandırdığı bu işbirliği sonuç vermez.
HP Burdur dışında seçim kazanamaz. Ardından da CHP’ne iltihak eder ve muhalefet partileri Güçbirliği Cephesi adında ortak hareket etmeye seçimden sonra da devam ederler.
Yani ilk olarak cepheleşmeyi başlatan muhalefettir ve acımasızca iktidara saldırırlar, yalan ve tahrik üzerine siyaset yürütürler.
Adnan Menderes, muhalefetin cepheleşmesi üzerine 12 Ekim 1958 günü, Fevzi Lütfü Bey’in memleketi Manisa’da ilk defa Vatan Cephesi sözünü ederek şunları söyler:
“Muhalefetteki arkadaşlarımızın vatanperverliğine bugün bir defa daha huzurunuzda müracaat ederek rica ediyorum: Kin ve ihtirası desteklemekte devam etmesinler. Vatana hizmetin hangi istikamette olduğunu düşünerek muhalefetin kötü gidişine paydos desinler. Anarşiye ve nifaka paydos dedikten sonradır ki, hakiki demokrasinin ve hürriyetin güneşi bütün parlaklığı ile ortaya çıkacak, milletimizin terakki ve tealisine giden yolu daha da aydınlatacaktır”.
Menderes’in bu beyanından sonra başta Hürriyet Partisine giden eski taraftarları olmak üzere, yurdun dört bir yanından insanlar akın akın vatan cephesine kaydoldular.
Evet radyolarda okundu çünkü Ankara Radyosundan başka haber alma kaynağı olmayan vatandaşlar köylerde, kasabalarda oturup kendi isimlerinin okunmasını heyecanla bekliyorlardı.
Hatta bunun için telgraflar çekiyorlardı.
Bu telgraflardan birçoğu babama da çekilmişti ve bunlar Yassıada’da aleyhinde delil olarak kullanılmıştı, ama o hukuksuz mahkeme bile bu uyduruk suçtan ceza vermedi.
O telgraflar bugün benim elimde Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünde bulunan Yassıada dosyalarından bulup çıkardım, ibret olsun diye saklıyorum. 
Benim gençliğimde İstanbul’da Fecri Ebcioğlu, Engin Arman, İzmir’de Bülent Özveren, Ali Kocatepe, Ümit Tunçağ, canlı müzik programları yaparlar, istekte bulunanların isimlerini de tek tek okurlardı.
Fatih’ten Hümeyra, Süheyla, Kapılar’dan Pınar ve Bahar Baykal en çok okunan isimler olurdu, 40 yıldır hafızamdan çıkmamış.
Vatan cephesine katılanların da kendi isimlerini radyoda duymak istemeleri çok mu garip geliyor acaba?
Yazıyı yazan köşe yazarına da iki çift sözüm olacak.
Sen bu yazınla kimin değirmenine su taşıyorsun?
Yazıların okunuyor, kitapların satılıyor diye egon iyice şişmiş, ama bilmiyorsun ki senin yazıların sadece fanatik iktidar karşıtlarınca beğeniliyor.
Oysa bir yazar kendisi gibi düşünmeyenlerin de takdirini kazanabilmeli, ”ya aslında doğru söylüyor” dedirtebilmelidir.
Aksi halde kendin çalar kendin oynarsın, karşı taraftan bir tek kişiyi bile ikna edemezsin.
Biliyor musun?
Sen doğmadan bir yıl önce hem de İsmet Paşa Başbakan ve darbecilerin vesayeti siyasetin üstünde Demokles’in kılıcı gibi dururken senin vatan cephesi diye aşağılamaya çalıştığın insanların doğduğun şehir İzmir’deki başı Osman Kibar, İzmir halkının % 60’ının oylarıyla belediye başkanı olmuştu.
Demokrat Parti İzmir’de yeşerdi, Adalet Partisi İzmir’de kuruldu, rahmetli Mehmet Yorgancı ve Şinasi Osma merhum Gümüşpala’yı İzmir’de ikna edip partinin başına geçirdiler.
Biliyor musun?
Senin mesleğe başladığın gazetenin başyazarı, senin elinden tutup iyi bir gazeteci olman için emek veren patronunun amcası Behzat Bilgin de vatan cepheciydi.
Biliyor musun?
Senin yazılarında fikir yok, küfür var, arıyorum bir kırıntı bile bulamıyorum.
Tabi bu fanatiklerin hoşuna gidiyor, onun için okunuyorsun.
Yani sen de kutuplaşmadan nemalanıyorsun, ama sen böyle yazdıkça AKPoyunu artırıyor.
Biliyor musun?
Vatan cephesi dahil eski meseleler artık kapandı, hatasıyla, sevabıyla tarihe mal oldu, bundan sonrası artık tarihçilerin, araştırmacıların işi.
Fevzi Lütfü Bey CHP ile işbirliği yapmasının sonucunun darbeye mal olduğunu, eski arkadaşlarının idam sehpasında can verdiğini görür ve 1964 ‘de yeniden demokratların yanına AP’ye döner.
Kılıçdaroğlu bile Menderes’in anıt mezarına giderek günah çıkarttı.
CHP İzmir’de oy alıyorsa sakın kendinden ve senin gibilerden mülhem sanma.
İzmir de Ege de demokrattır, vatanseverdir, senin tabirinle vatan cephecidir, sonuna kadar da hayırcıdır.
Hem de sana ve senin gibilere rağmen.
Şunu herkes iyi bilsin ki bugün AKP’ye, CHP’ye, MHP’ye oy vermiş bile olsalar 14 Mayısta destan yazanların torunları, asla tek adamlığa geçit vermez.
Cumhuriyetten ve onun değerlerinden asla vaz geçmez.
Oyunu namusu gibi korur, kendi oyuyla gelecekteki oylarını hükümsüz kılmaz.
Sana ve senin gibilere rağmen…          
Kalın sağlıcakla…
30 Ocak 2017
Naci Akın

8 Aralık 2016 Perşembe

TBMM 18. Başkanı İSMET SEZGİN’in Cenaze Merasimi ve Defin Programı


TBMM 18. Başkanı Merhum İSMET SEZGİN’in
Cenaze Merasimi ve Defin Programı:
09 Aralık 2016 – Cuma

Saat: 11.00,                 TBMM Anma ve Uğurlama Töreni
Saat: 12.45 – 13.15     Ankara Kocatepe Camii (Cuma Namazından sonra Cenaze Namazı)
Saat: 14.00 sonrası      Devlet Mezarlığına Defin 

8 Kasım 2016 Salı

Celal Bayar'ın "Mustafa Kemal ATATÜRK, Ebedi İstirahatgâhına Tevdiî Edilirken" Anıtkabir'de yaptığı Konuşma (10 Kasım 1953)

10 KASIM 1938 - 10 KASIM 1953 & 10 KASIM 2016
Atatürk, ebedi istirahatgâhına gömülmeden evvel Anıtkabir'in önünde; Mustafa Kemal ATATÜRK'ün silâh arkadaşı ve Demokrat Parti Kurucu Genel Başkanı; Türkiye Cumhuriyetinin ilk sivil Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın konuşması.

17 Eylül 2015 Perşembe

TIMETURK 17 EYLÜL 2015 // Adnan Menderes kimdir ve niçin asıldı?

Adnan Menderes kimdir ve niçin asıldı?
17.09.2015 12:49:32

Adnan Menderes kimdir ve niçin asıldı?

İstiklal Madalyası sahibi olan Adnan Menderes, 27 Mayıs Darbesi'nin ardından 17 Eylül 1961 tarihinde asılarak idam edildi.

TRTTURK.COM'un haberine göre, Adnan Menderes, 27 Mayıs darbesini yapan cuntacıların kurduğu Yüksek Adalet Divanı'nda 9 ay yargılandıktan sonra idam cezası aldı. Bugün Adnan Menderes'in idamının üstünden ise tam 54 yıl geçti. 17 Eylül 1961 yılında İmralı Adası'nda asılarak idam edilen Adnan Menderes kimdi? Neden idam edildi? İşte, Türkiye'nin en karışık olaylarını yaşandığı dönemde başbakanlık yapan Adnan Menderes'in hayatı…
Tam adı Ali Adnan Ertekin Menderes olan Adnan Menderes, 1899 yılında Aydın'da varlıklı bir çiftçinin oğlu olarak dünyaya geldi. Okul hayatına, İzmir İttihat ve Terakki Mektebi'nde başlayan Menderes, eğitimini daha sonra İzmir Amerikan Koleji'nde devam ettirdi. 1931 yılında CHP Aydın milletvekili seçildikten sonra ise Ankara Hukuk Fakültesi'ne girerek, 1935 yılında mezun oldu. Yedek subay eğitimi almasına karşı, Birinci Dünya Savaşı'na sıtma hastalığına yakalandığı için katılamayan Menderes, Kurtuluş Savaşı'nda gösterdiği başarılardan ötürü İstiklal Madalyası almaya değer görüldü. İzmir'in ünlü ailelerinden, Evliyazade Fatma Berin Hanım ile 1929 yılında evlendi ve Yüksel, Mutlu, Aydın olmak üzere üç oğlu oldu.
Cumhuriyet Halk Partisi dönemi
Adnan Menderes, 1930 yılında kısa süreli de olsa Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın bir kolunu organize etti. Partinin kendini feshetmesinden sonra ise Cumhuriyet Halk Partisi'ne geçti ve 1931 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden Aydın milletvekili olarak seçildi. Menderes, o dönemlerde en sert çıkışını, "çiftçiyi topraklandırma yasası" görüşülürken yaptı. Bu çıkış sonrasında ise Menderes, parti içi muhalefetten dolayı 1945 yılında CHP'den ihraç edildi.
Yeni parti heyecanı
CHP'den 1945 yılında Celâl Bayar, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan ile birlikte ihraç edilen Menderes, Demokrat Parti'yi kurdu. 1947'de yapılması gereken seçimler CHP tarafından bir yıl öne alındı. 1946 yılında CHP yüzde 85 oy ile seçimi kazandı. Menderes Demokrat Partisi aracılığı ile Kütahya milletvekili olarak tekrar meclise girdi. ‘Beyaz Devrim' olarak adlandırılan 1950 seçimlerinde hilesiz hurdasız olarak DP genel başkalığına seçildi. On yıl başkanlık etti. Bu on yıllık sürede Türkiye'de çok ciddi olaylar gelişti.
6-7 Eylül olayları
Türkiye siyasi tarihine 6-7 Eylül olayları olarak geçen, azınlıklara karşı gerçekleştirilen olaylarda Menderes'i yıpratan sürecin içinde en önemlilerinden biri olarak gösteriliyor. Kıbrıs konusunda Londra'da ikinci tur görüşmeler yapılırken, 6 Eylül 1955 gecesi İstanbul'da bazı gazetelerin Selanik'te Atatürk'ün evine bomba atıldığını yazması üzerine özelikle Rumlara karşı yönelen olaylarda, 73 kilise, 8 ayazma, 1 havra, 2 manastır, 4 bin 340 dükkan, 110 otel ve lokanta, 21 fabrika ve 3 bin 600 ev saldırıya uğradı, 1 papaz olaylar sırasında öldürüldü. Bu olaylar sebebiyle TBMM olağanüstü toplandı. Hükümet adına konuşan Başbakan yardımcısı Fuad Köprülü hükümetin olaylardan haberi olduğunu ancak gün ve saatinin muayyen olmadığını açıkladı.
Öğrenci hareketleri ülkeye karıştırdı
1960 yılında talebe hareketlerinin fazlalaşması, hoşnutsuz grupların devleti devamlı memleketi iç karışıklıklara sürüklemesi sonucu, Silahlı Kuvvetlerin ihtilal yapmasına sebep oldu. TSK'nın 27 Mayıs 1960 günü açıklama yaptığı sırada Eskişehir'de bulunan Adnan Menderes ve yanında bulunan siyasetçi arkadaşları tutuklanarak, Ankara'ya getirildiler. Ankara'da bir süre tutulan Menderes, sonra Yassıada'ya yargılanmak üzere gönderildi.
Yüksek Adalet Divanı'nın idam kararı
27 Mayıs darbesini yapan cuntacıların özel olarak kurdukları mahkeme olan Yüksek Adalet Divanı, 9 ay 27 gün boyunca Menderes ve beraberindeki siyasetçileri yargıladı. Yargılama süreci sonunda 14 kişinin idamına, 31 kişinin de ömür boyu hapse mahkum edilmesine karar verdi. Ancak, Cemal Gürsel başkanlığındaki Milli Birlik Komitesi; Celal Bayar, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu dışındakilerin idam cezasını affetti. Celal Bayar'ın cezası yaş haddi nedeniyle ömür boyu hapse Geri kalan 418 sanığa ise 6 ay ile 20 yıl arasında değişen hapis cezaları veya beraat kararı verildi.
İmralı Adası'nda son gün
Menderes, hakkında karar, Milli Birlik Komitesince onaylanınca, 17 Eylül 1961'de İmralı Adası'nda idam edildi. 29 yıl sonra ise bir kararla 17 Eylül 1990 yılında naaşları Cumhurbaşkanı ve devlet erkanın katıldığı bir törenle İmralı'dan alınarak, İstanbul'da Adnan Menderes Bulvarı Topkapı çıkışında yapılan Anıt Mezara nakledildi.
Menderes'e yöneltilen suçlamalar
Menderes, 13 ayrı davadan yargılandı ve Bebek Davası dışındaki bütün davalardan suçlu bulundu.
-Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmekten yargılandı.
-6-7 Eylül Olayları'na önceden haberi olduğu halde müdahale etmemek.
-Kurulan bir örgütü (Vatan Cephesi) başka bir sınıf üzerinde baskı aracı olarak kullanmak.
-Vinileks firmasına Türkiye Vakıflar Bankası'ndan kredi verdirmekle suçlandı.
-İstanbul'da Bulvar ve yol açmak için pek çok vatandaşın evini, parasını geciktirerek ya da hiç ödemeden istimlak etmek.
-Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak.
-Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak.
-Döviz Yasası'nı ihlal etmek.
-Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak.
-Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek.
-Kırşehir'in haksız olarak ilçe yapılması.
-Yargı bağımsızlığının ihlali.
-1957 seçimlerinin erkene alınarak, kanuna aykırı olarak tarihinin değiştirilmesi.
-Tahkikat Komisyonu'nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatılması.
-CHP'nin mallarına "haksız" yere el konulduğu iddiaları.
-Anayasa ihlali.

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Tarihi ve Kadim AP (Adalet Partisi) Gençlik Kolları Genel Başkanı Naci AKIN: "DEMOKRASİ'Yİ ARAR HALE GELDİK" (14 Mayıs 2015-Ankara)

AP Gençlik Kolları
Genel Başkanı
Naci AKIN
AKIN: DEMOKRASİ'Yİ ARAR HALE GELDİK
Akın 7 Haziran seçimlerinde roller değişmiş de olsa halkın yeni bir 14 Mayıs zaferi yaşatacağına inandığını belirtti.
Halkın oligarşik dikta yönetimine ve tek parti sultasına son vererek Türkiye’de ilk kez iktidarın kansız, darbesiz, hilesiz ve entrikasız değiştiği gün olduğu kabul edilen ve yıllardır Demokrasi Bayramı olarak kutlanan 14 Mayıs 1950 seçimlerinin yıl dönümü Ankara’da kutlandı.
Demokrat Eğitimciler Sendikası, Kemalist Atılım Birliği ve Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin ortaklaşa düzenlediği toplantı Ankara Kıbrıs Evinde gerçekleştirildi. Eski Bakanlardan Esat Kıratlıoğlu, AP Gençlik Kolları Genel Başkanı Naci Akın, Prof Dr. Anıl Çeçen, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı Ali Bulunç’un konuşmaları toplantıya renk kattı.
Prof. Dr. Anıl Çeçen Demokrat Partinin dış politika anlayışıyla, Orta Doğu’da ve bölgede huzur ve barışı tesis ettiğini, ancak Sovyetlerin Irak’ta Saddam darbesini, Suriye’de ise Esat darbesini destekleyerek bu statükoyu değiştirdiğini ifade etti. Buna karşılık A.B.D’nin İsrail’in de çıkarları doğrultusunda Türkiye’nin Irak’a ve Suriye’ye girmesini istediğini söyleyen Çeçen Menderes Hükümetinin onurlu bir duruş sergileyerek milli çıkarlarını koruduğunu belirtti.
Türkiye Irak’a girseydi Sovyetlerin de Kars ve Ardahan’a gireceklerini beyan ettiğini söyleyen Çeçen Menderes’in dik duruşuyla ülkeyi büyük bir felaketten kurtardığını fakat bu duruşunun 27 Mayıs darbesine yol açtığının altını çizdi.
Ali Bulunç ise KKTC’nin varlığını Zorlu ve Menderes’e borçlu olduklarını ifade ederek, Lozan’da terk ettiğimiz Kıbrıs Menderes ve Zorlu'nun olağanüstü diplomatik becerileri sayesinde yeniden Türkiye’nin söz sahibi olduğu topraklar haline getirilmiştir dedi.
Demokrat Parti camiasının duayenlerinden Esat Kıratlıoğlu da henüz lise talebesiyken 14 Mayıs zaferine tanık olduğunu, evdeki coşkuyu tarif etmenin mümkün olmadığını belirterek, DP iktidarının hürriyet içinde kalkınma yolunda büyük işler başardığını dile getirdi.
Son olarak kürsüye gelen Naci Akın, 14 Mayıs’ın sadece siyasal bir hadise olmadığını, bunun sosyolojik bir vaka ve siyasal iletişimin tezahürü olduğunu söyledi ve bu Demokrat Partinin değil halkın zaferidir dedi. Akın konuşmasında, 14 Mayısta halk oligarşik diktaya, tek adama dayalı milli şeflik rejimine, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, kayırmacılığa, jandarma ve tahsildar baskılarına dur demiş, tebaa olmaktan kurtulup vatandaş olma yolunda adım atmış, demokrasi, hürriyet, adalet ve eşitlik taleplerini gerçekleştirme yolunda önemli bir merhaleyi aşmıştır dedi.
14 Mayısta Demokrat Partinin sadece rakibi CHP ile değil, devletin gücüyle, Valilerle, Kaymakamlarla, devletin kurumları ve Cumhurbaşkanı, Milli Şef İnönü ile de yarıştığını kaydeden Akın bugün de muhalefet partileri aynı zorluklarla karşı karşıyadır dedi. 14 Mayısın 65. Yılında hala hürriyetlerin yok edilmeye çalışılması, hukukun üstünlüğü ve adil yargılamanın zaafa uğratıldığı, demokrasi, eşitlik ve adalet ilkelerinin aranır hale geldiği
konuşuluyorsa, Cumhur Başkanının anayasanın açık hükmüne rağmen meydan, meydan gezerek seçimlerin sonuçlarına tesir edecek konuşmalar yapıyorsa, bugün 14 Mayıs şartları devam ediyor demektir diye konuşmasını sürdüren Akın 7 Haziran seçimlerinde roller değişmiş de olsa halkın yeni bir 14 Mayıs zaferi yaşatacağına inandığını belirtti.
DP Eski GİK üyesi Mehmet Arif Demirer' de DP’nin ekonomik alandaki hamlelerinden söz etti.
Demokrat Parti Genel Merkezi ve taşra teşkilatlarının bugünün anlam ve önemine yönelik hiçbir etkinlik düzenlememiş olması katılımcılar arsında yadırgandı. Toplantıya katılanlar Türkiye’ye demokrasiyi getirmiş, ülkenin kalkınmasını sağlamış, yaptığı hizmetler ile milletin sevgilisi olmuş 69 yıllık geleneğin basiretsiz ve beceriksiz ellerde yok edilmesinden duydukları üzüntüyü de dile getirmekten geri kalmadılar.

6 Eylül 2014 Cumartesi

6 - (7) EYLÜL OLAYLARI; 59. YIL & MÜFTERİ VE KRİPTOLAR BÖYLE YAZDI!..

6-7 Eylül Olayları Neden Oldu? - 6, 7 Eylül Olayları Nedir?
6 - 7 Eylül 1955'te İstanbul'da yaşayan başta Rumlara olmak üzere azınlıklara yönelik tahrip ve yağma hareketi. 6-7 Eylül Olayları Nedir? 6-7 Eylül Olayları Neden Oldu?
(Son güncelleme: 6 Eylül 2014 12:53, Mynet Haber)
6 - 7 Eylül 1955'te İstanbul'da yaşayan başta Rumlara olmak üzere azınlıklara yönelik tahrip ve yağma hareketi. Ülkedeki toplumsal olarak çeşitli etnik yapıyı belirtmek için yaygın olarak yapılan "mozaik " benzetmesine atıfta bulunarak, 6-7 Eylül Olayları için "mozaik çatladı" açıklaması yapılmıştır.
“6-7 Eylül 1955 Plânlanmış Kıyımı” ve Fotoğraflar:
Olaylar
1955'ten itibaren Demokrat Parti hükümeti gittikçe zorlaşan bir ekonomik durumla karşı karşıya kalmış ve özellikle yüksek enflasyon nedeniyle hayat standardı düşen kesimin güvenini kaybetmiştir; şüpheli metotlarla muhalefeti susturma çabaları ise basının, aydınların ve öğrencilerin de Demokrat Parti'den soğumasına yol açmıştır.[5] Örneğin Alman Dışişleri'nin bir raporuna göre daha olaylardan 15 gün evvel, muhalefeti kontrol amacıyla 7 Eylül 1955 günü İstanbul, Ankara ve İzmir'de sıkıyönetim ilan edilmesine karar verilmiştir.1956 yılında muhalefeti baskı altına almak için Basın ve Toplantı Yasası'na getirilen kısıtlamalar da büyük ölçüde 6-7 Eylül olaylarıyla gerekçelendirilmiştir. Menderes hükümetinin azınlıklara karşı baştaki liberal politikası, gittikçe zorlaşan ekonomik koşullarla değişir ve ilişkiler gerginleşir.
"Atamızın Evi Bomba ile Hasara uğradı" (İstanbul Ekspres)
Kıbrıs Türklerine yapılan baskılar, 1955 yılında Türkiye kamuoyunun gündeminde baş köşeye oturmuştur. O dönem Türkiye'de en çok satan gazete olan Hürriyet'in başlığında İstanbul'daki Rum azınlığın aralarında bağış toplayarak Kıbrıs Rumlarının ENOSİS çetelerine gönderdiğini yazıyordu. Dışişleri yetkilileri Londra'da Kıbrıs temaslarına devam ederken, Atatürk'ün Selanik'teki evinde bir bomba patlamasıyla ilgili haber, önce 6 Eylül 1955 günü saat 13.00 haberlerinde radyoda yayımlandı. (Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba attığı iddia edilen Selanik Üniversitesi Siyasal Bilgileri öğrencisi Oktay Engin daha sonra gıyabında mahkûm edilmiştir. Oktay Engin, 22 Şubat 1992 - 18 Eylül 1993 tarihleri arasında Nevşehir Valiliği'ne getirilmiştir.
Bunun üzerine, “Atamızın evi bombalandı” manşetiyle ikinci baskı yapan Mithat Perin'in sahibi, Gökşin Sipahioğlu'nun yazı işleri müdürü olduğu[7] DP yanlısı İstanbul Ekspres gazetesi genelde tirajı 20.000 civarında olduğu halde 6 Eylül'de 290.000 basmış ve o dönemde kurulmuş olan Kıbrıs Türktür Derneği üyelerince bütün İstanbul'da satılmaya ve halkı galeyana getirmek üzere kullanılmaya başlandı.
Aynı baskıda Kıbrıs Türktür Derneği genel sekreteri Kamil Önal Mukaddesata el uzatanlara bunu çok pahalıya ödeteceğiz, ödeteceğimizi alenen söylemekte de bir mahzur görmüyoruz diye yazmıştır.
Kıbrıs Türktür Cemiyeti'nin[5] önayak olması ve diğer gençlik örgütleri, meslek kuruluşları, DP teşkilatı,[5] bazı resmi ve gayriresmî makamların telkin ve teşvikiyle yerel kalabalıklar ve şehre dışarıdan getirilmiş olan kitlelerce 6 Eylül akşamı Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir yağma ve yıkım eylemi gerçekleştirildi.
İlk saldırı saat 19.00 sıralarında Şişli'deki Haylayf Pastanesi'ne yapıldı.[kaynak belirtilmeli] Ardından büyüyen kalabalık Kumkapı, Samatya, Yedikule, Beyoğlu'na geçerek gayrimüslimlerin toplu olarak yaşadığı birçok semtte önce Rumların, ardından da Ermeni, Yahudi ve hatta yanlışlıkla bazı Türklerin dükkânlarına saldırarak yağmaya başladı. İstanbul'daki Rum azınlığın ev, işyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldırılarda emniyet pasif bir tutum sergiledi. Rum vatandaşların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, yirmi-otuz kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyonların yanı sıra otobüs, vapur gibi araçlar yardımıyla sağlandı. 7 Eylül sabahına kadar süren saldırılarda aralarında kilise ve havraların da bulunduğu 5.000'den fazla taşınmaz tahrip edildi ve milyonlarca dolarlık mal sokaklara saçılıp, yağmalandı.
İstanbul'un her yerinde yağmalar aynı yöntemle yapıldı. Dükkânlara saldıranlar önce vitrinleri taşlayarak kırdılar ya da demir parmaklıkları kaynak makineleri ve tel makasları yardımıyla açtılar, ardından içerideki alet ve makineleri dışarı çıkararak paramparça ettiler.
Kiliseler ve mezarlıklar da payını aldı: Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği gibi, İstanbul'da bulunan 73 Rum Ortadoks kilisesinin tamamı ateşe verildi.
İzmit ve Adapazarı’ndan gelen yağmacılar geri dönmek üzere Haydarpaşa İstasyonu'na geldiklerinde, üzerlerinde yağmaladıkları mallarla yakalandılar. Bunların büyük bir bölümünün başka şehirlerden getirildiği ortaya çıktı (örneğin Sivas’tan 145, Trabzon’dan 117, Kastamonu’dan 116, Erzincan’dan 111 kişi.)
Hasarlar
Türk basınına göre 11 kişi, bazı Yunan kaynaklarına göre 15 kişi öldürülmüştür. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Dilek Güven'in Sabah gazetesine verdiği röportaja göre ölü sayısının az oluşu gruplara "ölü olmasın" emri verilmesi sebebiyledir. Resmî rakamlara göre 30 kişi, gayriresmî rakamlara göre 300 kişi yaralanmıştır. Güven'e göre resmi rakamlara göre altmış olan tecavüze uğrayan ve utanmalarından veya korkmalarından dolayı şikayette bulunamayan kadın sayısının 400’e yakın olduğu tahmin edilmektedir.
4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5.317 mekân saldırıya uğramıştır.
Maddi hasarın, o günün değerine göre 150 milyon - 1 milyar Türk Lirası arasında olduğu tahmin edilmektedir.[13] Demokrat Parti hükümeti zarara uğrayıp tescil ettirenlere toplam 60 milyon Türk Lirası cıvarında tazminat ödemiştir.
Zamanın gazetelerine göre "asıl suçlu, Türkleri provoke eden Rumlardır". Halbuki 6-7 Eylül olaylarının sadece Kıbrıs'la ilgili olarak Rumlara yapılmış bir misilleme olmadığının bir göstergesi, tahrip edilen işyerlerinin sadece yüzde 59'u Rumlara aitken, kalan yüzde 17'sinin Ermenilere, yüzde 12'sinin Yahudilere ait olması, hatta dönmelere ve Müslüman olmuş Beyaz Ruslara ait mekânların bile saldırıya uğramasıdır.
Sonrası
Olayların başladığı saatlerde İstanbul'da olan başbakan Adnan Menderes saldırıların kontrol edilememesi üzerine Sapanca'dan çağrıldı ve sıkıyönetim ilan edildi. Olaylarla ilgili olarak önce 3.151 kişi tutuklandı. Sonradan bu sayı 5.104'e yükseldi.
10 Eylül 1955 günü dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik istifa etti. Başlangıçta soruşturmalar Kıbrıs Türktür Cemiyeti ve gençlik örgütleri etrafında yoğunlaşan ve o günlerde ilan edilen sıkıyönetim savcıları tarafından yapılan ilk soruşturma ve yargılamalar, daha sonra DP iktidarının bastırması sonucunda komünistler suçlanmıştır.[5] Aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo ve Hulusi Dosdoğru'nun bulunduğu yaşayan fişlenmiş komünistler ile ölmüş dört komünist hakkında dava açıldı. Tutukluların çoğu Aralık 1955'te serbest bırakılır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, muhalefet lideri İsmet İnönü'nün, hükümeti ağır bir dille eleştiren ve gerçek suçluları takip yerine suçsuz vatandaşlara işkenceyle suçlayan konuşmasıdır. Dava beraatle sonuçlandı. Kısa süre sonra Kıbrıs Türktür Cemiyeti de kapatıldı.[7] 1960 darbesinden sonra, bu olaylar Yassıada yargılamalarının gündemine oturdu. 27 Mayıs darbesinden sonra cunta tarafından organize edilen Yassıada Yargılamalarında olayların DP hükümetinin başbakanı Adnan Menderes'in provokasyonu sonucu kontrolden çıktığı iddia edildi ve cunta mahkemesi Demokrat Parti yönetimini 6-7 Eylül olayları nedeniyle de cezalandırıldı.
Dr. Dilek Güven'e göre:
Kıbrıs Türktür Cemiyeti Başkanı Hikmet Bil ve üyeleri cezaevine girdi. Ama "Ya bizi serbest bırakırsınız ya da biz bazı şeyleri ifşa ederiz" deyince serbest bırakıldılar. Olaylar halkın üzerine kaldı. Çünkü mahkemede, "Türk milleti galeyana geldi, olayları gerçekleştirdi" denildi. Kimse ceza almadı. İkinci dava Yassıada'ydı. Menderes ve hükümet üyeleri yargılandı. Bu davada da olaylar sadece hükümet üyeleri üzerine yıkıldı. Menderes, defalarca MAH yani MİT Başkanı'nın mahkemeye çağrılmasını istedi. Ama hep reddedildi. Olaylar aydınlatılmadı.[kaynak belirtilmeli]
Olayların ardından, Türkiye'de yaşayan binlerce Rum Türkiye'den göç etmiştir. Rum nüfusun zamanla azalmasıyla Rumların ekonomideki etkisi zayıflamaya başlamış ve daha önceki azınlıklara yönelik eylemlerde olduğu gibi Türklerin sermayeye hakim olması hızlanmıştır. Birkaç bin Rum ise özellikle Mersin ve Tarsus'a yerleşmişlerdir.[14] Zamanla kalan Rumların da büyük çoğunluğu İstanbul'u terketmiştir. Nüfus mübadelesi sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100.000'e düşen İstanbul'daki Rum nüfus, 2006 yılında 2.500 kişiye kadar düşmüştür.
6-7 Eylül 1955 olayları, Rumların büyük göç dalgalarıyla ülkeden ayrılmasına neden oldu. Gayrimüslimlerin büyük bir kısmı için, yaşananlar, Türk vatandaşı olarak kabul görmediklerinin kanıtı olmuştu. Hangi parti iktidarda olursa olsun, gelecekte de ayrımcılıklara maruz kalacakları düşüncesiyle ve kendilerini güvende hissetmedikleri için, özellikle Rumlar yurtdışına göç kararı vermişlerdir. Nesiller boyu bu topraklarda yaşamış olan İstanbul'un gayrimüslim yerlileri, bu gibi davranışlar sonucu evlerini ve anavatanlarını terk etmek durumunda bırakılmışlardır. Ancak hükümetin o dönemde kabul etmediği olaylar 1998 yılı içinde bir meclis önergesi sırasında kabul edildi. Tazminat değeri olan 70.000 Lirayı vermeye hükümet yanaşmadı.
6-7 Eylül olaylarının olduğu sırada Seferberlik Tetkik Kurulu'nda görevli olan, 1988-1990 yılları arasında MGK genel sekreterliği yapan Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu'na verdiği röportajda 6-7 Eylül olayları hakkında şu demeci vermiştir.
"6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. ( Bu sözleri Sabri Yirmibeşoğlu 21.09.2010 da bir televizyon kanalındaki röportajında yalanlamıştır)"
http://www.mynet.com/haber/guncel/6-7-eylul-olaylari-neden-oldu-6-7-eylul-olaylari-nedir--1441105-1
***
"6-7 Eylül olaylarını Menderes tertiplemişti!"
Mustafa ARMAĞAN
Tiyatro sanatçısı Atilla Olgaç'ın bir televizyon programında Kıbrıs 'barış harekatı' sırasında biri 19 yaşında sivil esir olmak üzere 10 Rum'u öldürdüğünü söylemesi Yunanistan'ı harekete geçirdi. Haberlere göre Yunanistan, Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi doğrultusunda soruşturma başlatmış, Türkiye'den tazminat talep edecekmiş.

19 Ağustos 2014 Salı

DUYURU VE ÇAĞRI: "Başvekil ADNAN MENDERES'in Yaşam Öyküsü, Sanatsal Bilgi Sunumu Sergisi" Gaziantep Üniversitesi'nde

Samet OCAKOĞLU tarafından hazırlanan  "Başvekil ADNAN MENDERES'in Yaşam Öyküsü, Sanatsal Bilgi Sunumu Sergisi" 16 Eylül 2014 - Salı Günü Saat: 18.00'de Yapılacak Bir Kokteyl ile Açılacak. Sergi ve Bilgi Sunumuna; Başta Gaziantepli Hemşehrilerimiz ve Akademisyenler Olmak Üzere, Bütün DEMOKRATLAR Davelidir.
ÖNEMLE DUYURULUR
  

22 Haziran 2013 Cumartesi

ANITMEZAR'DA "DUA VE TÖREN"

Ezanın aslına iadesinin 63. yıl dönümü
"Ezanın aslına iadesinin 63. yılı" dolayısıyla, Sivil Dayanışma Platformu tarafından, merhum Başbakan Adnan Menderes'in anıt mezarında anma programı düzenlendi. 
İSTANBUL: (AA) "Ezanın aslına iadesinin 63. yılı" dolayısıyla, Sivil Dayanışma Platformu tarafından, merhum Başbakan Adnan Menderes'in anıt mezarında anma programı düzenlendi.
Programa katılan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu,  çok anlamlı bir günde, bir vefa topluluğu olarak birarada bulunduklarını söyledi.
Rahmetli Menderes'in ve Demokrat Parti'nin iktidara geldiği 14 Mayıs 1950 tarihinden hemen bir ay sonra, milletin özlemleriyle buluştuğu en önemli günün anması için bir
arada olduklarını belirten Soylu, "Bir taraftan rahmetli (Adnan) Menderes'in bir taraftan rahmetli (Fatin Rüştü) Zorlu ve (Hasan) Polatkan'ın ve hemen yanı başımızda bulunan rahmetli (Turgut) Özal'ın huzurunda bir tarihi yad ediyoruz. 
Özlemlerimizi yad ediyoruz. Burada andığımız esas itibariyle demokrasinin bir erdemidir. 14 Mayıs 1950'den hemen bir ay sonra gerçekleşen, 'ezanın aslıyla buluşması' aslında milli iradenin bir erdemidir. 
Aynı zamanda sandığın bir erdemidir. Milletimizin genel hasretinin bir erdemidir. Bu vatan, bu bayrak ve bu ezan, bu milletin kutsalları olarak tanımlanmıştır" dedi.   
Türk milletinin, ezanı, bayrağı ve milletiyle tarif edildiğini ifade eden Soylu, şunları kaydetti: "1960 darbesinin en önemli sebeplerinden birisidir ezanın aslıyla buluşması. 1960 darbesine Türkiye'yi götüren o kinin, nefretin, entrikaların, oyunların, hakaretlerin ve iftiraların sebebidir. Hazmedememişlerdir, milletin kendi inancı ve kendi kutsallarıyla buluşmasını... 
Rahmetli Menderes 1950 yılından sonra ezanı aslına çevirmeden önce, bir büyük anlayışı ortaya koyuyordu.  Yine bugünkü gibi... Bugün sayın başbakanımızın ortaya koyduğu gibi önemli bir söz söylüyordu. Tarihe altın harflerle yazılan bir söz; 'Bu millet rüştünü ispat etmiştir. Esas inkılap, demokrasi inkılabıdır' diyor.  Yani dayatılan birçok şeye rağmen bu milletin kendi iradesini, huzurunu,  özgürlüğünü ve bağımsızlığını ortaya koyduğu süreci anlatmaya çalışıyordu.  
Bu millete öyle güzel günler yaşattılar, Allah mekanlarını cennet eylesin. 
Bu milletin dualarını, Fatihalarını aldılar."O döneme tanıklık eden insanların, kendisinden önce yaptıkları konuşmalarda anlattıklarını büyük bir ilgi ve dikkatle dinlediğini ifade eden Soylu,  bu milletin çok zor günler geçirdiğini ama kendi iradesine, kararlılığına, değerlerine ve tarihine yaslanarak zor günlerden kurtulduğunu söyledi. "Kuran-ı Kerim'in seçmeli ders olacağı kimin aklına gelirdi" Türkiye'deki sosyal ve eğitim alanındaki gelişmelere de değinen Soylu, "Kimin aklına gelirdi ki; Kuran-ı Kerim liselerde seçmeli ders olarak okutulacak. Kimin aklına gelirdi ki, Hz. Muhammed'in hayatı bu okullarda, kendi ülkemize, neslimize ve geleceğimize ders olarak okutulacak. Çok önemli adımlar atıldı. Bugünkü ortaya çıkan meselelerin nereden neşet ettiğini başka yerlerde aramayınız. 
Bu milleti şekillendirmeye çalışan ve bu milleti istediği noktaya getirmeye çalışanların, bugün ortaya koyduğu senaryonun içerisinde olduğumuzu lütfen düşünmenizi istiyorum. 
Dün camileri ahıra çevirdiler. 
Dün camilere ve kutsallarımıza birer birer hakaret ettiler. 
Bugün aynı zihniyet farklısını ortaya koymamaktadır. Bugün ayakkabıları ve bira şişeleriyle beraber camilerimize musallat oldular. İnançlarımıza ve değerlerimize musallat oldular" diye konuştu. 
Dünkü zihniyetin bugün değişmediğini ifade eden AK Pati Genel Başkan Yardımcısı Soylu, sözlerini şöyle tamamladı: "Tek parti iktidarının idaresinin zihniyeti, aynen bugün de devam etmektedir. Bugün saldırıların ve milletin mazlumlarının bir şekilde idam edilmesinin altında, tam anlamıyla bu vardır. 
Bugün İstanbul'dayız. Adnan Menderes ve arkadaşlarının aynı zamanda rahmetli Turgut Özal'ın huzurundayız. Hepsinin hikayesi aynıdır. Bu ülkede kavga yıllardan beri bu ülkenin temel değerlerine sadık olarak yaşamak isteyenlerle, onları istediği şekle sokmak isteyenler arasında devam etmektedir. 
Bu bugün de yarın da devam edecektir. Milletin hangi safta olduğunu bilmektir önemli olan. Millet kendine sahip çıkan, değerlerine sahip çıkan insanların safındadır. Bugün milletin kahramanları ve sayın başbakan olmak üzere, büyük bir mücadelenin şuuru içindedir. Bu ezanı, bayrağı ve temel değerlerimizi, güçlü ve zengin olarak bütün dünyada anlatmaya yönelik bir anlayışın temsilcileriyiz." 
Konuşmaların ardından Adnan Menderes ve arkadaşları için anıt mezarı başında Kuran-ı Kerim ve dualar okundu. Anma programında ezanın aslına dönmesiyle ilgili pankartlar da açıldı.
16 Haziran 2013 16:43 (Son güncelleme 16 Haziran 2013 16:46)
(aa)- ANADOLU AJANS -

5 Haziran 2013 Çarşamba

Prof. Dr. Mustafa ERDOĞAN

21 Mart 2013 Perşembe


14 Mayıs 1950 Seçimleri: Milli Şef, Dörtlü Takrir'e Karşı

 Çoklu Parti Öncesi:

 

 Atatürk'ün ölümünden sonra CHP'nin başına geçen "Milli Şef" ünvanlı İsmet İnönü, mevcut tasarı'nın 6. maddesi devlet elindeki topraklarla birlikte o bölgedeki toprak ağalarının elindeki toprakların tarıma elverişli yerlerde 5.000 dekardan elverişsiz yerlerde ise 2.000 dekardan fazlasının kamulaştırılıp köylüye dağıtılmasını öngörüyordu. O dönemler zaten halk fakirdi ve Türkiye toprakların %60'dan fazlası devlete aitti. Adnan Menderesİsmet İnönü'yü ülke topraklarınıkolhozlaştırmak (bütün toprakların devlete ait olması ve toprakların halka kiralanmasını öngeren Komünist Rusya çıkışlı tarım fikri)  istediğini iddia etti ve dört milletvekili Celal BayarRefik Koraltan, Adnan Menderes ve Fuad Köprülü Dörtlü Takriri meclise sundu.


 Dörtlü TakrirTürkiye'nin tek parti cuntasından kurtulması, serbest seçimler, üniversite özerkliği, tek dereceli seçim, cumhurbaşkanın CHP başkanlığından ayrılması, basın hürriyeti söylemleri ile ön plana çıkan önerge, kendileri de aynı partide yıllarca faaliyet yürütenlerin servetlerini koruma kaygısıyla sergiledikleri bir tutum olarak kendini göstermiştir. Lakin bu önergenin altında yatan sebep Celal Bayar, Refik Koraltan, Adnan Menderes ve Fuad Köprülü'nün toprak ağası olmasında yatıyordu. Zira olası bir "toprak devrimi" tüm zenginliklerini topraktan ve çiftlik ticaretinden alan bu dörtlünün arsalarının devlete geçmesi anlamına geliyordu.

 Sonuç olarak Dörtlü Takrir, 1945'te CHP programından ihraç edildi ve sebebi parti içi muhalefet gösterildi. Bir yıl sonra bu dörtlü tüm Türkiye'ye Demokrat Parti'yi kurduğunu müjdeliyordu...

                                  Adnan Menderes, Refik Koraltan, Celal Bayar ve Fuad Köprülü

                                                                                       Dörtlü Takrir 



Çoklu Partiye Geçiş:

 Demokrat Parti programın iki önceliği vardı: Liberalizm ve Demokrasi... 1946 seçimleri hızla giren Demokrat Parti yalnızca %13 oy alabildi. Demokrat Parti bu sonucu "gizli oy, açık tasnif"sisteminin bir şaibesi olduğunu ve kendilerinin bu seçimi kazandığını iddia etti. Fakat bu seçimin kaybedilmesinin asıl sebebi Demokrat Parti'nin halka kendini anlatamamış olmasıdır. Zira yaklaşık 600 sene boyunca Padişah'ın her dediğine evet diyen ve bir Tanrı buyruğu gibi kabul ederek yönetilen halk ne Liberalizmi ne de Demokrasiyi anlayabilmiştir. Hatta Demokrat Parti, o zamanlar "halkın dili dönmediği" için Demokrat kelimesi "Demirkırat" olarak telafuz edilmiştir.  Halk arasında "Demirkırat Parti" olarak bilinmiştir.

 Sonraki seçimlere hazırlanan "Demirkırat Parti", ilk kurultayını 7 Ocak 1947 gerçekleştirdi veHürriyet Misakı'nı yayınladı. Bunun üzerine Milli Şef İnönü, 12 Temmuz Bildirgesini yayınladı ve Cumhuriyet rejiminin asla vazgeçilemeyecek unsurlarının altını çizdi. Bütün bunlar yaşanırken Türkiye'deki ekonomik buhran ve Türk Lirasının piyasa değer kaybetmesi CHP'nin başını ağrıtıyor ve Demokrat Parti'yi öne çıkarıyordu.



                                          Milli Şef İnönü ve Demokrat Parti Kurucusu Celal Bayar


 Demokrat Parti kökenini Osmanlının Liberal bir politika izlemesi gerektiğini savunan bazı Jön Türklere kadar geriye götürsek yanlış bir şey yapmış olmayız. Fakat Demokrat Parti 14 Mayıs seçimlerine doğru giderken içersinde homojen bir görüş barındırmıyordu, solcusu, laikçisi ve islami cumhuriyetçisine kadar uzanan her telden çalan farklı üyelere mensuptu. 1948'de partiden 6 kişiFevzi Çakmak önderliğinde Millet Partisi'ni kuruyordu. Pek uzun ömürlü olmayan bu parti yalnızca bir seçime katılabilmiş %3 oy alarak hüsrana uğramış ardından Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından açılan davada laiklik unsurlarını deldiği gereçesiyle 1954 senesinde kapatıldı.

 Tarih 1950'yi gösterdiğinde Demokrat Parti çok çabalamasına Yargıtay kararlarına rağmen istediği şartlarda sandık başına gidemedi. 


 14 mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimlere CHP bütün illerde, DP Hakkari hariç bütün illerde,millet partisi 22 ilde, milli kalkınma partisi 3 ilde, toprak emlak ve serbest teşebbüs partisi, türk sosyal demokrat partisi ve işçi çiftçi partisi 1 ilde seçimlere katıldı. Sonuç olarak Demokrat Parti27 senelik CHP iktidarını yıkmayı başarmıştı. Demokrat Parti %52.48 oy alırken CHP %38.45 veMillet Partisi yalnızca %3.11 alabilmişti. Demokrat Parti CHP'ye sadece 13 puan fark atmasına rağmen 420 milletvekili çıkarırken CHP 63 milletvekili çıkarmıştı. Bu seçimler kansız ve tamamen halkın hür iradesine dayanarak gerçekleştiği için "Beyaz İhtilal" olarak da bilinir. CumhurbaşkanıCelal Bayar hükümeti kurması için herkesin beklediği kiş Fuad Köprülü'yü değil Adnan Menderes'i görevlendirmiş ve Başbakan Adnan Menderes olmuştu.

 Seçim Kritiklerinde hatay'ın CHP sevgisi Türkiye'ye ilhak kararının sonucudur. Bunun yanı sıra Sinop'un CHP sevgisinde şapka inkılabına gösterdiği tepki yüzünden gemilerin sinop sahillerini ve bazı karadeniz limanlarını bombalaması gösterilir. hatta Trabzon halkının "atma chp atma oylarimuz sanadur" diye söylendikleri rivayet edilir. Seçimlerin batı tarafında Demokrat Partikazanmıştı bunun sebebini CHP'nin çifçiye toprak vaadinin başarısız olmasını sayabiliriz. Milli Şef İsmet İnönü Ankara'dan Milletvekili olamazken Malatya'dan Meclise girmiştir ve "Bu yenilgi en büyük zaferimdir" demiştir...

 Seçim Sonuçlarının İllere Göre Dağılımı:




 İktidara gelen DP, ilk olarak Camiilerde okunan Türkçe ezanı değiştirip Arapça yapmış ve dönemin cumhurbaşkanının resminin paralara basılması kanunu çıkarmış yerine Cumhuriyetin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün resminin basılmasını uygulamıştır.

TBMM DARBE KOMİSYONU’NA BAŞVURUM

TBMM DARBE KOMİSYONU’NA BAŞVURUM

Samet Ocakoğlu ; TBMM’ de kurulan Darbeleri ve Mağduriyetlerini araştırma komisyonuna ; inancım, yaşam öyküm ve temsil ettiğim değerlerim ışığında başvuru yaptım.

Yüce Meclis’ in iradesi ile kurulan ‘’ Darbelerin ve Muhtıraların Araştırılması Komisyonu’’ nun çalışmalarına 27 Mayıs 1960 darbesinin doğrudan mağduru olarak katkıda bulunmak ve yaşam öykümüzün şahsiyetimize yüklediği sorumluluğu yerine getirebilme dileği ile ve bir hakkı müdafaa ederek, başvuru yaptım.

Cumhuriyetin en ileri aşamalarından olan ve 14 Mayıs 1950’ de millet tarafından Milli İrade’nin gücü ile tesis edilen ve demokratik parlamenter rejimimizin temeli olan çok partili hayatı;  anayasa ve evrensel hukuku ihlal ederek kesintiye uğratan 27 Mayıs 1960 darbesinin doğrudan muhattabı olan muhterem kesimin mağduriyetlerinin tazmin hukuku ile giderilmesi; darbe yaptırımı ile gasp edilen bütün hakların iadesi ve 27 Mayıs 1960 darbesi olayları silsilesi içindeki Anayasa ihlali suçları dahil olarak bütün suç ve suçluluk hallerinin ortaya çıkarılması ve faillerinin TCK’ ya muhatap edilmesi, darbenin olaylar silsilesinde hazineyi ( milli serveti) maddi zarara uğratanlar ile 27 Mayıs 1960 darbesinin hukuksuz yaptırımları sürecinde, hukuki dayanaksız menfaat sağlayanların kazanımlarının geri alınması yolunun açılması, 10’ larca yıl meydanların şahitlik ettiği tutulmamış, rivayet haline getirilmiş bir adalet sözünün gereğinin yapılması olabilecektir.

27 Mayıs 1960 darbesinin ulusal, uluslararası alanda tesirileri süregelen zarar ve tahribatlarının hukuk ve bilim  çercevesinde doğru, hakça olarak   teşhisi, teşhiri, onarımı ve tanzimi Türkiye için   ışık saçan bir hizmet olabilecektir.

27 Mayıs 1960 darbesinin türlü  yaptırımları ile darbeyi haklı göstermek ve Anayasa ihlali ile darbeye muhatap olan siyasi kadroların milli vicdan ve kamu vicdanı eliyle gasp edilen haklarının iadesini önlemek isteyenlerin türlü karanlık eylemleri ile ayrıca yeni mağduriyetler yarattıkları da bir gerçektir.

Özellikle 1980 sonrasında; 27 Mayıs 1960 darbesinin oluşturduğu hukuken karanlık ortamın milletin vicdan ve hukuk duygusu ile aydınlatılması, milletin bu ve devamı olaylara karşı uyanık kılınması ve darbenin evrensel hukuka aykırı yaptırımlarının ve diğer hukuksuzluklarının gündemde tutulması çabası içinde olanların; yeni hukuk dışı oluşum ve gurupların yıpratıcı, caydırıcı, zarar verme amaçlı türlü aktiviteleri önünde kaldığı bir gerçektir.

Bizleri hedef alan siyasi, sosyal ve maddi yapıyı tahrip etmekte en küçük fırsatıkaçırmayan, aile varlığına ve hukuki kararlılığa saldıran yaşama paralel türlü aktivitelerin kimileri telefi edilemez zararlarının oluşmasında 27 Mayıs 1960 darbesine ve 12 Eylül 1980 sonrasına karşı aldığımız siyasi pozisyonun  belirleyici olduğu somut bir gerçektir. TBMM Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu Başkanlığına yaptığım başvuru özetle şu başlıklardan oluşmaktadır.

- 25 Mayıs 1960 tarihli oturumunu gerçekleştiren 11 Dönem TBMM’ de iktidarı oluşturan Demokrat Parti Meclis Gurubunun 27 Mayıs 1960 darbesi yaptırımı ile sonlandırılan Yasama ve Özlük Haklarının; Teşkilatı Esasiye Kanunu, TBMM İç Tüzüğü, Ulusal ve Uluslar ararası hukuk kuralları ışığında veraset hukuku uygulanarak iadesi.


TARİHİ VE KADİM DEMOKRAT PARTİ
25 MAYIS 1960 TARİHLİ BAKANLAR KURULU TOPLANTISI

- 1961 anayasasının Cumhurbaşkanına tanıdığı,  kanunların Anayasaya aykırılığı görüşü ile Cumhurbaşkanı tarafından veto edilebilmesi hakkının kullanıldığı ilk kanun ”  10 ve 11 Dönem Milletvekillerinin banka kredi borçlarına ödeme kolaylığı getiren kanun” un  Devlet Başkanı tarafından  veto gerekçesine yazılmış, ” hazinenin (milletin) zarara uğratılması ”  ifadesinden yola çıkılarak  27 Mayıs 1960 darbesinin hazineyi(milleti) uğratmış bütün zararlarının – Yassıada süreci dahil- tespit edilmesini,

- M.B.K tarafından oluşturulan Yüksek Adalet Divanı isimli mahkeme’ de yargılanmak üzere Yassıada’ya zorla götürülenlerin, bu adada tutuldukları sürede maruz kaldıkları gayri insani, kötü muamele ve hukuki olmayan şartların, bu olaylara neden olan ve karışan şahıslarla ortaya çıkarılmasını,  savunma hakkına- yaşam hakkına- tedavi hakkına ve insan onuruna aykırılıkların failleri ile tespiti, (Hastaneye sevk etmeme, zindanda muhafaza dahil olarak)

- Yassıada’ da yargılama yapan Y.A.D’ ın soruşturmaları, iddianameleri ve kararlarının TBMM’ nin üstün  iradesi ile ” hukuken yok”  kabul edilmesi,

- Yassıada’da tutulan ve haklarında yargılama yapılan TBMM üyeleri ve bürokratların ve ailelerinin bu süreçte soruşturmalar, iddianameler ve yargılamalardan dolayı yaptıkları bütün harcamalar ve ödedikleri vekalet ücretleri  dahil olarak, tazmini.

- 15 Ekim 1961 tarihli YAD yargılama sürecine ve kararlarına muhatap olanların tümünün bütün haklarının iadesi ve YAD kararları neticesi  Balmumcu Cezaevi ve Kayseri Cezaevi ve diğer cezaevi şartlarında oluşan mağduriyetlerin giderilmesi,

- 15 Eylül 1961 tarihli YAD kararlarını takip eden günlerde  27 Mayıs 1960 darbesinin ve Yassıada sürecinin toplumda yaratabileceği  olası infiale karşı  bir tehdit ve baskı aracı olarak kullanılmak üzere elde hazır bekletilen UŞAK olayları davası vakasının tüm boyutu ile incelenmesi,

-17 Eylül 1961 tarihli Milliyet Gazetesinin 1. sahifesinin incelenmesini,

- 11. Dönem DP Milletvekillerinin 12. Dönemden başlayarak yeniden seçilme haklarının engellenmesinin sonuçlarının tazmin hukuku ile giderilmesi, 

27 Mayıs 1960 darbesinin hukuken karanlık zulmet kulvarlarının yine hukukun sevgi ve şevkat duyguları ile aydınlatmasını ve meydanlardaki adalet sözünün tutulmasını sağlamak ve aziz bir emaneti yerine getirmek kararlığı ile oluşturduğum Tarihin Geleceğe Başvurusu isimli elektronik kitabımın elimde kalan son  kopyasını da muhatabımız olan Komisyon’un   Sayın Başkanlığa takdim ettim.

TBMM’ nin iradesi ile kurduğu Darbeleri Araştırma Komisyonu  bana göre”Tarihin Geleceğe Başvurusu ” adlı elektronik kitabımı oluşturma ve yayımlama amaçlarımın bir evresidir.

Tüm maliyetlerini üstlendiğim bu e- kitabın 1 tanesini dahi bir kitapçının rafına koyabilmek mümkün olamamıştır.

Bunca teşkilat üyesi ve çalışma arkadaşı olan bir şahsiyetin böylesine bir öyküyü aktaran ve öykünün hukukunu müdafaa eden e- kitabının başına gelenler, içinde kaldığım yargı süreci dahil trajikomiktir.

Uğraştığımız iş,  hukuku ve maddi imkanı sevmez. Ancak  kitabım konulu açıklamalarım, yazılı ve görsel medya haberleri boşa gitmemiştir. En azından Milli Vicdanda boşa gitmemiştir.

10′larca yıl meydanların şahitlik ettiği Adalet sözünün bu kere  tutulabileceği  umudunu taşıyorum.

Merhum Başvekil Adnan Menderes’in ifade ettiği gibi ‘’ Yüce Meclis, sizin gücünüz herşeye yeter’’.

Başvurum öncesi komisyon başkanlığından konuyu tetkik ettim.Yönlendirildiğim gibi komisyonda  görevli danışmanlar ile görüştüm.

Konuda Manisa Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ ile bir telefon görüşmesi yaptım. Kendilerine teşekkür ederim.

TBMM kararı ile oluşturulan  darbeleri araştırma komisyonun 2. toplantısında oluşturulan alt komisyonlardan biriside   27 Mayıs 1960 darbesini inceleyecek  komisyondur.

Bu komisyonda üye olan   bir Sayın Milletvekilinin ” darbelere hak verebilecek”  yöndeki açıklamasını ise  ciddi bir talihsizlik olarak görüyorum.

Pozisyon ve görev ile çelişen bu açıklamanın  ihsas-ı rey   olmamasını ve Sayın Vekilin darbeler konulu  bu beyanının,  kastı aşan bir ifade olmasını umuyorum. Her ne kadar Komisyon Başkanlığı çelişkili bu açıklama için  dil sürçmesi tanımlamasını yapmış olsa da bu bakış açısına karşı  dikkatimiz sürecektir.

Medyadan haberdar olduğumuz bu açıklamada yer alan görüşler eğer  Sayın Vekilin darbeler üzerindeki hukuki  ve siyasi kanaatlerini yansıtıyor ise Sayın Vekilin 27 Mayıs 1960 darbesini araştıracak komisyon üyeliğinden çekilmesi,  Yüce Meclis’in ve komisyon başkanlığının bir başka üyeyi araştırma komisyonuna ataması , doğru ve hakça olacaktır kanaatindeyim.

İlgili komisyonun çalışmalarını titizlikle takip edeceğiz.

Yüce Meclis,  kendi hakkını yani yasamanın  hakkını savunmalı ve  tazmin hukukunu uygulayarak 27 Mayıs 1960 darbesinin  hukuken karanlık bütün kulvarları hak, hukuk ve adalet duygusu ile aydınlatılmalıdır.

Süreç hakkında milletin ne düşündüğünü biliyoruz.

Sıra bu olaylar hakkında Yasa Koyucunun ne düşündüğünü öğrenmeye gelmiştir.

27 Mayıs 1960 darbesi ortamının yalancı şahitleri  ne olacaktır ?

27 Mayıs 1960 darbesi öncesi tırmandırılan olaylarda, insanları tahrik etmek, iktidara karşı husumet duygusu yeşertmek amacıyla hastalıklı zihinlerin üretilen türlü yalanlar ne olacaktır ?

Üniversitelerde, Harbiye’ de kim eksiktir ?

Aradan geçen bunca yılda kimin eksik olduğu  tespit edilmiştir ?

Biz geldiğimizde kimin eksik olduğunu tespit etmiş ve eksiği yerine koymuştuk !

Bir planın icrası ile yoksunluğa tabi tutulanların durumu ne olacaktır ?

En iğrenç ve itici iftiraları yaratmanın  yalan haber yapımcıları için   ikbal sebebi olduğu bir   dönemde,   şeref  ve haysiyete yönelmiş yalan, dolanlarla bezenmiş   uçları keskin okların varlığını     ” dedikodu sınırlarında gören” 12 Dönem TBMM ( 1. dönemden başlamışlardı) soruşturmaları ve kararları  ne olacaktır ?

Yassıada mağdurlarına karşı, 27 Mayıs 1960 darbesinin hakim pozisyonuna itiat, yaranma ve  kişisel çıkar sağlama amacıyla  hakkaniyete ve görev hukukuna aykırı fiilerde bulunan kamu görevlilerinin yarattığı ihlaller ne olacaktır ?

Zorunlu göçe ve ikamete tabi tutulanların mağduriyetleri ne olacaktır ?

Eğitim, öğrenin hakkı engellenenler için ne yapılacaktır ?

Olayın ve olaylar silsilesinin doğrudan ve bedelli bir mağduru olarak yaptığım ve kamuoyu ile paylaştığım başvurumun demokrasiye ve hukuka hizmet etmesini dilerim.

Hakem milletin maşer-i vicdanıdır. Bizler için edilmiş duaların  uğraşımızda koruyucu olduğunu hatta kimi zaman yaşama paralel hale gelen, düşmanımın düşmanı dostumdur diyen  türlü aktivitelere karşı, tahammül gücü verdiğine inanıyorum.

Biz, üstlendiğimiz zararlardan hep bereket ürettik memleketimize.

Bu bereket, bizlerin gururudur, farklılığıdır ve tahammül gücüdür.

Bu işlerin  nimetini hiç bilmeyiz, bu işlerin külfetini taşırız.

11 Dönem TBMM’ deki Demokrat Parti iktidarını doğrudan hedef almış 27 Mayıs 1960 darbesinin bir diğer zararı 1 Temmuz 2012′ de, Kıbrıs Rum Kesiminin AB dönem Başkanlığını üstlenmesi ile Türkiye’ nin önüne gelecektir.

Bu öyküye adaleti ve hukuku tevdi etmek  ; konunun   10 larca yıl  siyasi meta olarak kullanılması ve sürece hak, hukuk ve adalet tevdii  edilmesi, işin bir rivayete dönüştürülmesi ve iliüzyon haline getirilmesi ardından   inşallah mümkün olabilecektir.

Mümkün olabilecekmidir?

Yoksa mevzu edenlerin  her dönemde siyasi nemasını gördüğü, ağızlara sakız yapılmış  bu fikri ilüzyon  sürüp gidecekmidir ?

Bu kere  ne olacağını ve bu kere ne yapılacağını  hep beraber  göreceğiz.

SAMET   OCAKOĞLU